
İzmirli Pazar Günü Nereye Gider? Ne Yer? Ne İçer?.. 3 ![]() İzmirli Pazar Günü Nereye Gider? Ne Yer? Ne İçer?.. 3Bu Pazar ne yapalım?Bu kez İzmir'den kuzeye doğru gidiyoruz...İlk yazıda batıya, Çeşme Yarımadası'na gittik. İkinci yazıda güneye dönüp Seferihisar'dan Selçuk ve Şirince'ye kadar indik. Şimdi sıra kuzeyde... Üstelik benim için kuzey biraz daha farklı. Menemen, Foça, Aliağa tarafları yalnızca hafta sonu gidilecek yerler değil; hayatımın çeşitli dönemlerinden izlerin de bulunduğu bir coğrafya. Ama bu yazıda yine geziyoruz. Amacımız aynı: Pazar sabahı kalktık, hava güzel... “Bugün nereye gidelim?” dedik. Bu kez direksiyonu kuzeye çevirelim. İzmir'in kuzeyi bazen güneyi ve Çeşme Yarımadası kadar konuşulmuyor. Oysa birkaç saat içerisinde balıkçı kasabasından antik kente, köy kahvesinden şelaleye, denizden yaylaya geçebileceğiniz çok zengin bir bölge. Üstelik yol uzadıkça Ege'nin havası da değişiyor. Haydi çıkalım... MENEMENİzmir'den kuzeye doğru çıktığımızda ilk büyük durağımız Menemen. Çoğumuz Menemen'i Çanakkale yolunda geçilen bir yer olarak görüyoruz. Oysa biraz içine girdiğinizde farklı bir ilçe çıkıyor karşınıza. Menemen'in en bilinen özelliklerinden biri çömlekçilik. Toprakla uğraşmanın, çamura şekil vermenin burada çok eski bir geleneği var. Çömlek atölyelerini görmek, el emeği ürünlere bakmak bile farklı bir pazar gezisi olabilir. Menemen'in çevresinde Gediz Deltası'nın oluşturduğu çok önemli doğal alanlar da bulunuyor. Ama bizim rotamız bugün daha çok denize doğru. Menemen'den sonra önümüzde iki seçenek var. Direkt Foça'ya gidebiliriz. Ya da köylere saparak biraz yolu uzatabiliriz. Bence ikincisi daha güzel. BAĞARASIFoça yoluna girdiğinizde çevrenizdeki manzara değişmeye başlıyor. Bağarası, Foça'nın denizden uzaktaki yüzlerinden biri. Burası sahildeki turistik Foça'dan farklı. Tarım alanları, zeytinlikler, köy hayatı... Eğer amacınız yalnızca Foça'ya en hızlı şekilde ulaşmak değilse, çevrede biraz dolaşmak güzel. Çünkü bazen gittiğimiz yerden çok, giderken gördüklerimiz akılda kalıyor. ESKİ FOÇAVe Foça... Bence İzmir çevresinde pazar günü gidilecek yerler listesinin değişmezlerinden biri. Ama Foça'ya yalnızca “balık yiyip dönülecek yer” gözüyle bakmak haksızlık. Burası çok eski bir yerleşim. Antik çağdaki adı Phokaia. Denizcilikte çok ileri olan Phokaialılar, Akdeniz'in uzak kıyılarına kadar gitmişler ve koloniler kurmuşlar. Bugünkü Marsilya'nın kuruluşunda bile Phokaialı denizcilerin izi var. Yani Foça limanında oturup denize baktığınızda karşınızdaki hikâye birkaç yüz yıllık değil, binlerce yıllık. FOÇA SOKAKLARIFoça'ya geldiğinizde arabayı bir yere bırakın. Yürüyün. Bence Foça'nın keyfi böyle çıkıyor. Taş evler, begonviller, dar sokaklar, küçük meydanlar... Fotoğraf çekmeyi seven biriyseniz zaten sürekli duracaksınız. Bir kapı... Eski bir pencere... Duvarın üzerinden sarkan begonvil... Denize açılan dar bir sokak... Foça'nın güzelliği biraz da bunlarda. KÜÇÜK DENİZ – BÜYÜK DENİZFoça'nın iki tarafının havası birbirinden farklı. Küçük Deniz tarafında balıkçı tekneleri ve restoranlar daha çok dikkatinizi çeker. Büyük Deniz tarafında ise manzara biraz daha açılır. Hava güzelse sahilde oturup hiçbir şey yapmadan denize bakmak bile yeter. Zaten pazar günü gezisinin her dakikasını bir şey yaparak doldurmak şart değil. BEŞKAPILAR KALESİ VE FOÇA SURLARIFoça'nın tarihini görmek için çok uzaklara gitmeniz gerekmiyor. Beşkapılar ve sur kalıntıları limanın hemen yakınında. Foça'nın farklı dönemlerden kalan savunma yapılarının bir parçası. Çevresinde yürürken bir tarafta eski taş yapılar, diğer tarafta balıkçı tekneleri... Foça'nın geçmişiyle bugünü iç içe. FOÇA YEL DEĞİRMENLERİFoça'nın yukarılarında eski yel değirmenlerinin bulunduğu bölgeye çıkarsanız manzara değişiyor. Özellikle gün batımına doğru güzel. Aşağıda Foça, karşınızda adalar ve Ege... Fotoğraf çekmek için de güzel noktalardan. SİREN KAYALIKLARI VE FOÇA ADALARIFoça'nın karşısındaki adalar bölgenin görüntüsünü belirleyen en önemli unsurlardan. Orak, İncir, Fener ve diğer küçük adalar... Bir de efsaneleriyle ünlü Siren Kayalıkları var. Homeros'un Odysseia destanındaki Sirenlerle ilişkilendirilen bu kayalıkları denizden görmek ayrı güzel. Yaz aylarında tekne turları Foça'yı karadan gördüğünüzden tamamen farklı bir hale getiriyor. Bir önemli konu daha var: Foça, Akdeniz fokunun yaşam alanlarından biri. Bu nedenle çevredeki bazı adalar ve kıyılar koruma açısından büyük önem taşıyor. Böyle yerlere giderken yalnızca gezmek değil, doğaya mümkün olduğunca az iz bırakmak da gerekiyor. FOÇA'DA NE YENİR?Foça'ya gelip balığı atlamak kolay değil. Balık, kalamar, ahtapot ve Ege mezeleri... Ama yalnızca deniz ürünleri düşünmeyin. Ege otlarının da önemli olduğu bir mutfak burası. Arapsaçı, radika, turp otu, deniz börülcesi... Uzun bir pazar öğle yemeği için Foça zaten başlı başına yeterli sebep. Yemeğin üzerine de kahve... Ama kahveyi biraz sonraya saklayabiliriz. Çünkü gideceğimiz yer belli. KOZBEYLİFoça tarafına gelip Kozbeyli'ye uğramadan dönmek olmaz. Taş evleri, dar sokakları ve köy meydanıyla çok güzel bir Ege köyü. Fakat Kozbeyli'nin ününü artıran şeylerden biri dibek kahvesi. Köy meydanında oturup dibek kahvesi içmek artık bu rotanın klasiklerinden. Köyün yukarılarına doğru biraz yürüyün. Aşağıdaki ovaya ve çevreye baktığınızda neden insanların burada oturup saatler geçirdiğini daha iyi anlıyorsunuz. Kahvaltı için de güzel seçenekler bulunuyor. Ben olsam sabah rotasında Kozbeyli'yi başa koyarım: Köy kahvaltısı... Dibek kahvesi... Ardından Foça. Güzel pazar. YENİ FOÇAEski Foça ile Yeni Foça'yı birbirine karıştırmamak lazım. İsimleri benzer ama karakterleri farklı. Yeni Foça daha çok yazlık yerleşim havasında. Uzun sahili, denizi ve yürüyüş alanları var. Yazın doğal olarak daha hareketli; sezon dışında ise sakin. Eski Foça'dan Yeni Foça'ya giderken sahil tarafındaki koylar da çok güzel. Vaktiniz varsa ana yoldan aceleyle gitmek yerine kıyı taraflarını keşfetmek daha keyifli. ALİAĞAYeni Foça'dan devam ettiğimizde Aliağa'ya geliyoruz. Çoğumuzun zihnindeki Aliağa görüntüsü belli: Sanayi. Fabrikalar. Limanlar. Ama Aliağa yalnızca bundan ibaret değil. Hatta tarih açısından bakıldığında şaşırtıcı derecede zengin bir coğrafyanın üzerinde bulunuyor. Antik Aiolis bölgesinin önemli kentlerinden Kyme, Myrina ve Gryneion bu çevrede. Yani bugün Türkiye'nin en önemli sanayi bölgelerinden birinin bulunduğu topraklarda binlerce yıl önce başka büyük kentler vardı. Bu karşıtlık bana hep ilginç gelmiştir. KYME ANTİK KENTİAliağa çevresindeki en önemli antik yerleşimlerden biri Kyme. Antik Aiolis'in önemli kentlerinden. Çakmaklı taraflarında yer alıyor. Efes veya Bergama gibi düzenlenmiş, görkemli bir ören yeri beklentisiyle gitmemek gerekiyor. Ama arkeolojiye merakınız varsa bölgenin geçmişini anlamak açısından önemli. Bir pazar günü için herkese hitap etmeyebilir. Fakat “Ben herkesin gittiği yerlerden farklı bir şey görmek istiyorum” diyorsanız not edin. AİGAİ – NEMRUTKALEBurada rotadan biraz sapmamız gerekiyor. Ama tarih meraklısıysanız değer. Aigai, antik Aiolis kentlerinden biri ve dağlık bir alanda kurulmuş. Manzarası ve konumu nedeniyle kıyıdaki antik kentlerden çok farklı bir havası var. Burayı Foça gezisinin arasına sıkıştırmak yerine ayrı bir doğa ve tarih günü olarak düşünmek daha doğru. Yürümeyi de göze almak gerekiyor. Ama yukarı çıktığınızda karşınıza çıkan manzara yolun karşılığını veriyor. ŞAKRANAliağa'dan kuzeye devam ettiğimizde Yeni Şakran'a geliyoruz. Uzun sahiliyle özellikle yaz aylarında tercih edilen bir bölge. Ama yine aynı şeyi söyleyeceğim: Bu sahil kasabalarını sadece yazın düşünmeyin. Güneşli bir kış gününde deniz kenarında yürümek, sakin bir yerde oturup çay içmek bazen temmuz kalabalığından çok daha keyifli. Şakran aynı zamanda Çandarlı'ya geçmeden önce güzel bir mola noktası. ÇANDARLIBence kuzey rotasının güzel sürprizlerinden biri. Denizin içine doğru uzanan küçük yarımada, sahili ve kalesiyle karakteri olan bir yer. Çandarlı Kalesi kasabanın görüntüsüne damgasını vuruyor. Kalenin çevresinde yürüyebilir, sahile inebilir ve deniz kenarında yemek yiyebilirsiniz. Çandarlı'nın rüzgârı meşhur. Yazın güzel, kışın bazen insanı ciddi ciddi üşütür. Ama açık bir havada denizin rengi çok güzel olur. DİKİLİÇandarlı'dan sonra Dikili. Buradan itibaren artık Kuzey Ege havasını daha fazla hissetmeye başlıyorsunuz. Karşınızda Midilli... Uzun sahil... Geniş bir deniz... Dikili merkezde sahil boyunca yürümek bile güzel. Ama bence Dikili'nin asıl hazineleri biraz çevresinde. BADEMLİDikili'ye gidiyorsanız Bademli'yi mutlaka rotaya ekleyin. Bademli'nin denizi İzmir çevresinde görebileceğiniz en güzel denizlerden biri. Bazı koylarda suyun rengi insanı şaşırtıyor. Turkuazla mavinin arasında... Kalem Adası ve Garip Adası da hemen açıkta. Yaz aylarında Bademli Limanı çevresinden tekneyle koyları gezmek mümkün. Ama Bademli yalnızca yazlık bir yer değil. Köyün kendisini de gezin. Köy kahvesinde oturun. Bazen bir yerin denizi kadar köyün içindeki hayat da güzel oluyor. BADEMLİ DENİZ ILICASIBademli'nin ilginç özelliklerinden biri sıcak su kaynakları. Denizin hemen yanında sıcak suyun çıktığı alanlar bulunuyor. Ege'nin soğuk suyuyla sıcak kaynak suyunun birkaç metre içinde buluşması gerçekten değişik bir deneyim. Doğanın insana yaptığı küçük sürprizlerden biri. KALEM VE GARİP ADALARIBademli'nin karşısındaki iki ada bölgenin görüntüsünü bambaşka hale getiriyor. Özellikle Garip Adası'nın çevresindeki açık renkli kum ve berrak su, Ege'den çok başka bir coğrafyadaymışsınız hissi verebiliyor. Yazın tekneyle ulaşılabiliyor. Fotoğraf için de çok güzel. Ama benim burada en sevdiğim şey suyun rengi. İzmir sınırları içerisinde böyle bir deniz olduğunu bilmeyen çok insan vardır. NEBİLER – AŞIKLAR ŞELALESİŞimdi denizi biraz bırakalım. Dikili'den içeri doğru yöneldiğinizde Nebiler'e ulaşabilirsiniz. Burada karşınıza bambaşka bir doğa çıkıyor. Nebiler, diğer adıyla Aşıklar Şelalesi... Şelale, küçük doğal havuzlar, mağaralar ve yürüyüş yolları... Özellikle bahar aylarında güzel. Yazın denizden sıkılıp serin bir yere kaçmak için de değerlendirilebilir. Doğa yürüyüşünü seviyorsanız bu bölgeye birkaç saat ayırmak lazım. Ayakkabınızı da ona göre seçin. Burası şehir içinde yürüyüş yapar gibi gezilecek bir yer değil. BERGAMAVe kuzey rotasının finali... Bergama. Buraya kadar geldiyseniz artık pazar gezisinden biraz daha fazlasına dönüşüyor iş. Bergama için bence ayrı bir gün ayırmak lazım. Çünkü “Akropol'e çıkıp bir fotoğraf çekelim, dönelim” derseniz Bergama'ya haksızlık edersiniz. Bergama dünyanın önemli tarih merkezlerinden biri. Antik Pergamon Krallığı'nın başkenti. Ve Bergama'nın kültürel peyzajı 2014 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde. BERGAMA AKROPOLÜAkropol kentin yukarısında. Daha aşağıdan bakarken bile neden buraya şehir kurduklarını merak ediyorsunuz. Yukarı çıktığınızda cevap belli: Manzara olağanüstü. Burada Athena Tapınağı, Traianus Tapınağı, ünlü Bergama Tiyatrosu ve antik kütüphanenin izleri bulunuyor. Özellikle tiyatro çok etkileyici. Dik yamaca kurulmuş olması onu gördüğünüz anda diğer antik tiyatrolardan ayırıyor. O basamaklara oturup aşağıya baktığınızda iki bin yıl önce aynı yerde oturan insanları düşünmemek mümkün değil. ASKLEPİONBergama'ya gelip Asklepion'u görmeden dönmeyin. Antik dünyanın önemli sağlık merkezlerinden biri. Burada hastalıkların tedavisinde suyun, dinlenmenin ve farklı yöntemlerin kullanıldığı biliniyor. Uzun sütunlu yol, kutsal alanlar ve tedavi yapıları arasında dolaşırken modern hastanelerden binlerce yıl önce insanların sağlık konusunda nasıl düşündüğünü görmek çok ilginç. Bergama'yı yalnızca taşlardan oluşan bir antik kent olmaktan çıkaran yerlerden biri burası. KIZIL AVLUBergama merkezindeki Kızıl Avlu'yu görmemek mümkün değil. Kırmızı tuğlalı dev yapı şehrin ortasında karşınıza çıkıyor. Roma döneminde Mısır tanrılarına adanmış büyük bir tapınak kompleksinin parçası. Sonraki dönemlerde farklı amaçlarla da kullanılmış. Bergama'nın özeti gibi aslında: Bir uygarlık geliyor, diğerinin üzerine kendi izini bırakıyor. BERGAMA SOKAKLARIAntik kentlerden çıktıktan sonra hemen arabaya binip dönmeyin. Bergama'nın eski mahallelerinde biraz dolaşın. Eski Bergama evleri, dar sokaklar, küçük dükkânlar... Çarşıya girin. Bergama tulum peynirine bakın. Bergama köftesi yiyin. Çünkü bir yeri tanımak yalnızca tarihi eserlerini görmek değil. Sokağında yürümek, kahvesinde oturmak ve yemeğini yemek de gerekiyor. KOZAK YAYLASIEğer “Bergama'ya geldik ama biraz da doğa istiyoruz” diyorsanız bir seçeneğimiz daha var. Kozak Yaylası. Bergama ile Ayvalık arasında kalan yüksek bölge. Fıstık çamlarıyla ünlü. Yol boyunca manzara tamamen değişiyor. Deniz yok. Antik kent yok. Çam ormanları, köyler ve yayla havası var. Bence Kozak başlı başına başka bir pazar yazısının konusu bile olabilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde sahilden kaçmak için güzel. PEKİ KUZEYİ BİR GÜNDE NASIL GEZELİM?Yine aynı hatayı yapmayalım. Foça'dan Bergama'ya kadar anlattığım her yeri bir güne sığdırmak mümkün değil, zaten gerek de yok. Canınız ne istiyorsa ona göre seçin. Klasik Foça günü: Köy, kahve ve balık: Sahil rotası: Kuzey Ege deniz günü: Doğa günü: Tarih günü: Tarih ve doğa: Ben yine plansız gideceğim rotası: Kozbeyli tabelasını görünce dönün. Bir dibek kahvesi için. Sonra Foça'ya inin. Denize bakarken canınız balık isterse oturun. İstemezse devam edin. Yeni Foça'dan Aliağa'ya, oradan Şakran'a... Hâlâ vaktiniz ve hevesiniz varsa Çandarlı'ya kadar gidin. Belki dönüşte “Bugün hiçbir şey yapmadık” dersiniz. Aslında çok şey yapmışsınızdır. |
|
6 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |