
İzmirli Pazar Günü Nereye Gider? Ne Yer? Ne İçer?.. 4 ![]() İzmirli Pazar Günü Nereye Gider? Ne Yer? Ne İçer?.. 4Bu Pazar ne yapalım?Bu kez denize değil, İzmir'in içlerine gidiyoruz...Üç pazar boyunca denizin peşinden gittik. İlkinde Çeşme Yarımadası'nı, Urla'yı, Karaburun'u dolaştık. İkincisinde Seferihisar'dan başlayıp Sığacık, Gümüldür, Özdere üzerinden Selçuk ve Şirince'ye indik. Üçüncüsünde direksiyonu kuzeye çevirdik; Foça'dan başlayıp Dikili ve Bergama'ya kadar çıktık. Şimdi denize biraz sırtımızı dönelim. Çünkü İzmir sadece sahillerden ibaret değil. Hatta yıllardır İzmir'de yaşayıp Çeşme'nin hemen her koyunu bilen ama Tire'nin ara sokaklarında hiç yürümemiş, Birgi'de kahve içmemiş, Gölcük'te göl kenarında oturmamış çok insan olduğunu düşünüyorum. Oysa İzmir'in içlerine doğru gittiğinizde başka bir Ege çıkıyor karşınıza. Kiraz bahçeleri... Zeytinlikler... Dağ köyleri... Eski konaklar... Pazar yerleri... Kestane ve ceviz ağaçları... Göl... Ve kışın kar. Bu kez mayomuzu değil, rahat ayakkabılarımızı alalım. Direksiyonu İzmir'in içlerine çeviriyoruz. KEMALPAŞAİzmir'den doğuya doğru çıktığımızda ilk önemli durağımız Kemalpaşa. Çoğumuz Kemalpaşa'yı sanayi bölgeleri ve meşhur kirazıyla biliyoruz. Ama biraz ana yoldan uzaklaşınca görüntü değişiyor. Nif Dağı'nın etekleri, köyler, bağlar, zeytinlikler ve meyve bahçeleri... Özellikle kiraz zamanı bölgenin havası bambaşka oluyor. Kemalpaşa kirazının ününü zaten anlatmaya gerek yok. Mevsiminde yol kenarındaki üreticilerden meyve almak bile pazar gezisinin keyiflerinden biri. Ama Kemalpaşa'ya kadar gelmişken başka bir yere daha sapalım. NAZARKÖYEski adı Kurudere. Bugün herkes Nazarköy olarak biliyor. Burası İzmir çevresindeki en renkli köylerden biri. Sebebi de nazar boncuğu. Köydeki ocaklarda yıllardır geleneksel yöntemlerle cam boncuk üretiliyor. Ateşin karşısında ustaların erimiş cama şekil vermesini izlemek gerçekten güzel. Biz her gün bir yerlerde nazar boncuğu görüyoruz ama nasıl yapıldığını çoğumuz bilmiyoruz. Burada işin mutfağını görüyorsunuz. Köyün sokaklarında küçük tezgâhlar, boncuklar ve el emeği ürünler var. Çocuklarla gidilecekse ayrıca eğlenceli. Kahvaltı veya gözleme gibi seçenekler de bulunuyor. Sabah erken çıkıp Nazarköy'de kahvaltı yapmak, köyü dolaşmak ve ardından Kemalpaşa tarafında devam etmek güzel bir yarım günlük program olabilir. TORBALIŞimdi yönümüzü biraz güneye çeviriyoruz. Torbalı... İzmir'de yaşayanların çoğu için tarım ve sanayiyle özdeşleşmiş bir ilçe. Ama burada da yine aynı hatayı yapıyoruz. Ana yoldan geçerken gördüğümüz yerin tamamının bundan ibaret olduğunu düşünüyoruz. Oysa Torbalı'nın hemen yakınında önemli bir antik kent var. METROPOLİS ANTİK KENTİYeniköy ve Özbey arasında bir tepenin üzerinde kurulmuş Metropolis. Adı “Ana Tanrıça'nın Kenti” anlamına geliyor. Efes kadar meşhur olmadığı için daha sakin gezilebiliyor. Bence güzelliği de biraz burada. Antik tiyatro, meclis yapısı, hamamlar, mozaikli alanlar ve kentin diğer kalıntıları arasında dolaşabiliyorsunuz. Bir tarafta tarih... Aşağıda Torbalı Ovası... İzmir'in içinde olup çoğu İzmirlinin hâlâ görmediği yerlerden biri olduğunu düşünüyorum. Tarihe merakınız varsa mutlaka not edin. TİREŞimdi geldik benim bu rotada özellikle üzerinde durmak istediğim yerlerden birine. Tire. Tire'ye yalnızca yemek yemek için bile gidilir. Pazarı için gidilir. Sokaklarında dolaşmak için gidilir. Eski evlerini görmek için gidilir. Kahvesini içmek için gidilir. Ve bütün bunların hepsini aynı gün yapabilirsiniz. Tire'nin en güzel taraflarından biri hâlâ yaşayan bir Ege kasabası olması. Turistler için hazırlanmış bir dekorun içinde değilsiniz. Esnaf dükkânını açıyor. İnsanlar alışverişini yapıyor. Kahvede oturanlar sohbet ediyor. Siz de o hayatın arasına karışıyorsunuz. TİRE PAZARIMümkünse Tire gezinizi pazarın kurulduğu güne denk getirin. Tire Pazarı yalnızca sebze meyve alınacak bir pazar değil. Ege'nin otları, peynirleri, zeytinleri, zeytinyağları, el işleri, yöresel ürünler... Mevsimine göre tezgâhların görüntüsü bile değişiyor. Bir tarafta radika... Bir tarafta arapsaçı... Şevketibostan... Otlar... Peynirler... Köylülerin kendi ürettikleri ürünler... Aç gitmenizi tavsiye ederim. Hatta arabanın bagajında biraz boş yer bırakın. Çünkü “Hiçbir şey almayacağım” diye gidip poşetlerle dönme ihtimaliniz yüksek. TİRE SOKAKLARIPazardan çıkınca hemen arabaya binmeyin. Eski Tire'nin içine doğru yürüyün. Dar sokaklar, eski evler, camiler, hanlar... Tire'nin geçmişten kalan çok güçlü bir şehir dokusu var. Bazı sokaklarda yürürken zaman biraz yavaşlıyor sanki. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız burada acele etmeyin. Eski bir kapı, ahşap bir pencere, duvara yaslanmış bir bisiklet... Bazen en güzel kareler önemli tarihi yapılardan değil, günlük hayatın içinden çıkıyor. TİRE'DE NE YENİR?Burada seçenek çok. Ama ilk akla gelen tabii ki Tire köftesi. Klasik köfteden biraz farklı. Yanında domates sosu, yoğurt ve tereyağıyla servis edilen çeşitleriyle başlı başına Tire'ye gitme sebebi sayılabilir. Bir de ot yemeklerini ve yöresel Ege mutfağını unutmayın. Tatlı için de karadutlu lor tatlısına denk gelirseniz deneyin. Biz yine mekan ismi vermiyoruz. Zaten Tire'de burnunuzu takip etseniz bir yere ulaşırsınız. KAPLAN KÖYÜTire'ye kadar gelip Kaplan'a çıkmadan dönmeyin derim. Dağın yamacında, yeşilliklerin içinde çok güzel bir köy. Yol yukarı doğru çıktıkça manzara açılıyor. Asırlık kestane, ceviz ve çınar ağaçlarının arasında bambaşka bir hava var. Özellikle bahar ve sonbaharda çok güzel. Kaplan aynı zamanda yemek için de tercih edilen yerlerden. Tire'de çarşıyı ve pazarı dolaşıp öğle yemeği için Kaplan'a çıkmak bence güzel bir program. Aşağıdaki ovaya bakarak uzun bir öğle yemeği... Pazar günü biraz da bunun için var. ÖDEMİŞTire'den doğuya doğru devam edersek Küçük Menderes Havzası'nın bir başka önemli merkezine geliyoruz. Ödemiş. Burası artık Ege'nin tarımsal zenginliğini iyice hissettiğiniz yer. Patatesi, kestanesi, zeytinyağı, inciri ve çevre köylerden gelen ürünleri... Ödemiş'in çarşısında dolaşmak bile bölgenin ne kadar üretken olduğunu gösteriyor. Ama Ödemiş'e gelip aç kalmak mümkün değil. ÖDEMİŞ KÖFTESİTire'de köfte yedik, burada yine köfte mi diyeceksiniz. Evet. Çünkü aynı bölgenin iki komşu ilçesinde iki farklı köfte kültürü var. Ödemiş köftesi kendine has hazırlanışı ve lezzetiyle ilçenin en bilinen yemeklerinden. Ben böyle yerlerde mümkün olduğunca yöresel olanı yemeyi seviyorum. Ödemiş'e gidip pizza yemek mümkün tabii. Ama insanın aklına şu soru geliyor: Onu İzmir'de de yiyebilirdik. Buraya kadar gelmişken buranın yemeğini yiyelim. BİRGİVe geldik bu dördüncü rotanın bana göre en özel yerlerinden birine. Birgi. Burası öyle hızlıca girip “iki fotoğraf çekelim, çıkalım” denilecek bir yer değil. Yavaş yavaş dolaşacaksınız. Sokaklarına gireceksiniz. Evlerine bakacaksınız. Bir kahve içeceksiniz. Çünkü Birgi'nin güzelliği tek bir yapıda değil. Bütün köyün oluşturduğu dokuda. TARİHİN İÇİNDE BİR KÖYBirgi'nin geçmişi çok eski. Ama bugünkü kimliğinin oluşmasında özellikle Aydınoğulları döneminin büyük önemi var. Bir dönem Aydınoğlu Beyliği'nin başkenti olmuş. Daha sonra Osmanlı döneminde de önemini korumuş. Bugün köyün içerisinde camiler, türbeler, çeşmeler, eski evler ve konaklar birbirine karışmış durumda. Birgi'nin tarihi yerleşimi 2012 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde. Bence İzmir'de yaşayıp da en az bir kere görülmesi gereken yerlerden. BİRGİ ULU CAMİİBirgi'nin en önemli yapılarından.
Özellikle ahşap minberi çok değerli. Dışarıdan baktığınızda sade görünen yapının içine girdiğinizde işçilik kendini belli ediyor. Böyle yapılarda biraz yavaşlamak lazım. Çünkü sekiz yüz yıllık bir yapının önünde beş dakika durup çıkmak insana haksızlık gibi geliyor. ÇAKIRAĞA KONAĞIBirgi denildiğinde akla gelen yapılardan biri. Geleneksel Ege konut mimarisinin en güzel örneklerinden. İçerideki ahşap işçiliği, duvar ve tavan süslemeleri özellikle dikkat çekiyor. En ilginç ayrıntılardan biri duvarlardaki İstanbul ve İzmir tasvirleri. Bugün elimizde telefon, istediğimiz şehrin binlerce fotoğrafına birkaç saniyede ulaşıyoruz. O dönemde bir konağın duvarına şehir manzarası yaptırmanın nasıl bir şey olduğunu düşünün. Bu yüzden Çakırağa Konağı yalnızca güzel bir ev değil; yaşadığı dönemin dünyaya bakışını da gösteriyor. BİRGİ SOKAKLARIAma bana sorarsanız Birgi'nin asıl güzelliği sokaklarında. Taş döşeli yollar... Ahşap evler... Cumbalar... Dar sokaklar... Bahçelerden sarkan dallar... Köyün yukarılarına doğru çıktıkça başka başka görüntüler karşınıza çıkıyor. Fotoğraf çekmek için de bu rotanın en güzel yerlerinden. Sabah erken saatlerde veya akşamüstü ışığında çok daha güzel olacağını düşünüyorum. Birgi'de acele etmeyin. Zaten buraya gelmenin amacı biraz da aceleden kaçmak. GÖLCÜKBirgi'den sonra yukarı doğru çıkıyoruz. Ve hava değişmeye başlıyor. Gölcük yaklaşık 1.050 metre yükseklikte bir yayla. Ortada göl, çevresinde ağaçlar ve dağlar... İzmir'den çıktığınıza inanmak bazen zor. Özellikle sonbaharda ağaçların renk değiştirdiği dönemde çok güzel. Kışın kar yağdığında ise görüntü tamamen değişiyor. İzmir'de sabah deniz kenarında kahvaltı edip birkaç saat sonra karın içinde yürüyebilmek zaten bu şehrin ilginç taraflarından biri. Gölün çevresinde yürüyebilirsiniz. Bir yerde oturup çay içebilirsiniz. Hiçbir şey yapmadan göle bakabilirsiniz. Bazen en iyi program bu. GÖLCÜK'TE NE YENİR?Buraya geldiğinizde yöresel ürünlere yönelin. Patates zaten Ödemiş ve çevresinin önemli ürünlerinden. Kestane mevsimindeyseniz kestane... Yöresel kahvaltılar, gözlemeler, köy ürünleri... Ama benim tavsiyem, yemek işini biraz ikinci plana bırakıp gölün keyfini çıkarmak. Çünkü biraz sonra daha da yukarı çıkacağız. BOZDAĞGölcük'ten sonra rotanın zirvesine doğru gidiyoruz. Bozdağ. Yaklaşık 1.150 metre rakımdaki yerleşim, adını çevresindeki Bozdağlar'dan alıyor. Bu dağlara boşuna “Ege'nin Alpleri” denmiyor. Kışın kar yağdığında İzmir'den çıktığınızı tamamen unutabilirsiniz. Çamlar... Kar... Soğuk hava... Dağ manzarası... Birkaç saat önce Ege Ovası'nın içinden geçtiğinizi düşününce insan şaşırıyor. BOZDAĞ YALNIZCA KIŞIN MI?Hayır. Hatta bana göre Bozdağ'ın en güzel zamanlarından biri ilkbahar. Karlar erimeye başlıyor. Dereler canlanıyor. Ağaçlar yeşeriyor. Yazın ise aşağıdaki ovanın sıcağından kaçmak isteyenler için serin bir yayla havası var. Çınarlı Park, Mermer Oluk, Şelale Park ve Kırk Çeşme gibi çevrede vakit geçirilebilecek alanlar bulunuyor. Sonbaharda ise kestane zamanı ayrı güzel. Yani Bozdağ'ın dört ayrı mevsimi var. KESTANE ORMANLARIBozdağ çevresinde çok yaşlı kestane ağaçlarının bulunduğu alanlar var. Sonbaharda yol kenarında kestane görmeye başlarsınız. Bölgenin havası, toprağı ve yüksekliği kestane için çok uygun. Kestane zamanı gidiyorsanız almadan dönmeyin. Ama yine aynı şeyi söyleyeyim: Mümkün olduğunca üreticiden alın. Böyle gezilerin güzel taraflarından biri de şehirde marketten aldığımız ürünün nereden geldiğini görmek. BİRAZ DA SALİHLİ TARAFINA BAKALIMBozdağ ve Gölcük'e kadar gelmişken dağın diğer tarafında Salihli var. Artık İzmir sınırlarından çıkıyoruz ama bu yazının ruhuna uygun küçük bir parantez açabiliriz. Çünkü Gölcük'ten Salihli tarafına geçmek mümkün. Dağın bir tarafında Ödemiş Ovası... Diğer tarafında Gediz Ovası... Ve aşağıda Salihli. Yolculuğu biraz daha uzatmak isteyenler için bambaşka bir rota başlıyor burada. Sardes Antik Kenti... Kurşunlu Kaplıcaları... Adala... Ve çevredeki köyler... Ama onu başka bir yazıya bırakalım. Yoksa İzmir diye başladığımız pazar gezisinden Manisa'yı dolaşarak döneriz. PEKİ BU ROTAYI NASIL YAPALIM?Yine hepsini aynı güne sığdırmaya çalışmayın. Bu dördüncü rota diğerlerinden biraz daha dağınık. O yüzden birkaç ayrı pazar programına bölmek en doğrusu. Yakın ve rahat bir gün: Tarih günü: Tire günü: Ödemiş günü: Tarih ve fotoğraf günü: Doğa günü: Bence en güzel hafta sonu rotalarından biri: Ama bu sonuncusunu yapacaksanız sabah erken çıkın. Çünkü Birgi'ye girdikten sonra plan bozulabilir. “Yarım saat dolaşırız” dersiniz... İki saat geçer. DÖRT PAZAR, DÖRT AYRI İZMİRBu yazı dizisine başlarken amacım aslında çok basitti. Pazar sabahı evde otururken hepimizin sorduğu o soruya cevap aramak: “Bugün ne yapalım, nereye gidelim?” Sonra gördük ki cevap o kadar kısa değilmiş. Birinci pazar direksiyonu batıya çevirdik. Urla, Karaburun, Ildırı, Alaçatı, Çeşme... İkinci pazar güneye indik. Seferihisar, Sığacık, Teos, Gümüldür, Özdere, Selçuk, Efes, Şirince... Üçüncü pazar kuzeye çıktık. Foça, Kozbeyli, Aliağa, Çandarlı, Dikili, Bademli, Bergama... Dördüncü pazar ise denize sırtımızı dönüp İzmir'in içlerine girdik. Kemalpaşa, Nazarköy, Metropolis, Tire, Kaplan, Ödemiş, Birgi, Gölcük, Bozdağ... Ve bütün bunlar aynı şehrin çevresinde. ASLINDA MESELE NEREYE GİTTİĞİMİZ DEĞİLYıllar geçtikçe insan bunu daha iyi anlıyor. Bazen gittiğimiz yerden çok, kiminle gittiğimiz kalıyor aklımızda. Yıllar sonra bir restoranın adını unutuyoruz. Ama o masada kimlerin oturduğunu hatırlıyoruz. Yediğimiz balığın ne olduğunu unutuyoruz. Ama o gün denizin rengini hatırlıyoruz. Bir köy kahvesinde içtiğimiz çayın tadını unutuyoruz. Ama yanımızdaki insanla yaptığımız sohbeti unutmuyoruz. Belki hafta sonu gezilerinin asıl güzelliği de burada. Çok uzağa gitmek gerekmiyor. Çok para harcamak gerekmiyor. Her seferinde çok önemli bir yer görmek de gerekmiyor. Bazen arabaya binmek yeterli. Direksiyonu bir yöne çevirmek... Yolda gördüğünüz bir köy tabelasında durmak... Hiç bilmediğiniz bir kahveye oturmak... Bir çay söylemek... Biraz yürümek... Bir fotoğraf çekmek... Ve akşam eve dönerken: “İyi ki bugün evde oturmamışız.” demek. Sanırım güzel bir pazar gününün en iyi tarifi de bu. İyi gezmeler... |
|
8 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |