• https://www.facebook.com/cengiz.ulku
  • https://twitter.com/cengizulku
Burnumuzun Dibindeki Sakız Adası

Burnumuzun Dibindeki Sakız Adası

Üç aile cumartesi sabahı Sakız Adasına gittik, pazar akşamı döndük. Dönüşte yolda düşündüklerimi baştan söyleyeyim, “niçin gitmekte bu kadar geç kalmışız” diye hayıflandım doğrusu. Şunun şurasında 45 dakikalık yol. Kapı vizesi almak pasaportu olan biri için son derece kolay. Üçkuyular-Bostanlı mesafesi gibi birşey. Kiraladığımız araçla 2 günde tamamına yakınını gezdik. Tabii bu kadar hızlı gezmekle herşeyi görmek ve yaşamak mümkün değil. Mutlaka tekrar gitmek gerekir.

Sakız’a gelince… Chios adındaki şehir aynı zamanda adanın en büyük şehri ve idare merkezi. Vapurlar da buradaki limana gidiyor. Sakız ağaçlarının bolluğundan dolayı, ve önemli geçim kaynağı olması sebebiyle Sakız Adası adıyla anılıyor.

Fakat 2012 yılı Ağustos ayında çıkan yangından tam bir yıl sonra gittiğimiz ada da gözlerimizi yaşartacak düzeyde ormanlar kül olmuş. Birçok Sakız ağacı, ve çam ağaçları yanmış. Tekrar eski haline dönmesi neredeyse mümkün değil. Çok acı bir tablo.

Nüfus 53000 civarı olan adanın %45’i şehirlerde %55’i köylerde yaşıyor. Hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Sanki bizden birileri orada yaşayanlar. Bir çoğu Türkçe biliyor, en azından anlıyor. Yiyecek içecek ile ilgili sıkıntıda yok. Damak tadımız hemen hemen aynı.

Birçok tarihi şehir ve köy var. Bazılarını Unesco koruma altına almış. Hakikaten koruma altına alınacak düzeyde enteresan bir yapılaşma mevcut. Daracık sokakların genişliği, arabaların giremeyeceği darlıkta… kapısının önüne oturmuş yerli halk, hemen her zaman gölge de klimasız idare edebiliyorlar. Üstten kemer lerle evlerin bazılarından birbirine geçilebiliyor. Fotoğrafçılara o kadar çok poz verebilecek yer var ki, ben dahi amatör biri olarak nereye çekeceğimi şaşırdım.

Şarapçılık da son derece gelişmiş. Üzüm bağlarında ki üzümler tam hasat zamanına denk geldiğimiz için çok güzel görünüyor. Bu sebeple şarapları da çok güzel. Meyve zenginliği en çok reçel yapımına yaramış. Neredeyse herşeyin reçeli var.

Deniz kıyılarındaki yerleşim yerleri, aynen Foça misali restorantlarla dolu. Deniz ürünleri kendine özgü pişirim şekilleriyle farklı tatlar versede Ege’nin bütün özelliklerini taşıyor. İnsanlar çok sıcak kanlı… bir çok restorantta yemek menüleri Türkçe. Salata ve otlu mezeler ağırlıkta. Bulundukları kıyılara demir atan birçok tekne ve yatlar Türk… Genellikle vize de almadan gidip yemek yiyip geri dönüyorlar. 

İki günde 200 km den fazla yol yaptık. Ilk gün güney, ikinci gün kuzey bölgesini gezdik. Tarihi köylerin dışında en çok nereyi beğendin diye sorarsanız; küçük bir sahil kasabası olan Lagkada derim. Passas restorantta Uzo eşliğinde yediğimiz balık ürünleri gezinin finaliydi.

Yıllardır Çeşme’den bakıpta gördüğümüz, gecenin ışıklarında giden araçları bie izlediğimiz Sakız’ı bu kadar geç gördüm diye gerçekten üzüldüm. Durumunuz uygunsa sizlere de tavsiye ederim. (AĞUSTOS 2013)

SAKIZ'DA ÇEKTİĞİM DİĞER FOTOĞRAFLARIMI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ





Burnumuzun Dibindeki Sakız Adası CENGİZ ÜLKÜ


Sakız Adası CENGİZ ÜLKÜ


Sakız Adası CENGİZ ÜLKÜ

Sakız Adası CENGİZ ÜLKÜ


Sakız Adası CENGİZ ÜLKÜ

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3283 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
İLGİNÇ YAZILAR
Üyelik Girişi
Saat Kulesi
Site Arama