• https://www.facebook.com/cengiz.ulku
  • https://twitter.com/cengizulku
Kolombiya düşünüldüğü kadar tehlikeli bir yer değil

Kolombiya (Colombia)   (08.09.2015 – 15.09.2015)

Kolombiya düşünüldüğü kadar tehlikeli bir yer değil 

İstanbul Atatürk Hava Limanına İzmir’den gelmiştik, Paris CDG’e uçup, 2 saat aradan sonra Bogota. Yorucu bir yolculuk. Ama her güzelliğin bir zorluğu olacak tabii. Paris-Bogota 9000 km’den fazla, Sorunsuz bir şekilde, bütün yolculuklar geçti.

Yolculuktan sonraki ilk tam gün; 10 Eylül 2015 Bogota

Salı günü akşam üstü vardık Bogota ya... Otelimiz çok güzeldi (Sofitel Bogota Victoria Regia). Otelde dinlendikten sonra yürüyüş mesafesinde 4 katli çok büyük bir restoranta gittik. Adını hatırlayamadım. Kolombiya’nın her yerinde et de balık da muhteşem. Burada da kırmızı şarap eşliğinde enfes bir et yedik. Aslında gittiğimiz bölge eğlence ve alışveriş bölgesi idi. Lüks restorantlar, kaliteli markalar, hepsi buralarda idi. Müzikler, danslar, muhteşem... Yemek sonrası yaklaşık 1000 metre yürüdük otelimize döndük.

Ertesi gün çarşamba aslında sadece çarşamba günü dolaştık Bogota’yı... Bogota Kolombiya'nın başkenti ve nüfusu 8 milyon civarı. Kolombiya toprakları 1.140.000 km2. Yani Türkiye topraklarının bir buçuk katı. Nüfusu da 45 milyon gibi. Amerika'nın istediği gibi yönetiliyor. Petrol ve doğal kaynakları çok fazla. Bu arada benzinin litresi 0,80 dolar ... Havası her türlü tarıma elverişli. Tabii ABD istediği gibi kullanıyor. Türkiye ye benzer yanları çok. Gelir uçurumları da ayni. Çok  zenginler ve çok fakirlerle dolu. Enteresan taraf 2400 m yükseklikte bir şehir bu yüzden nefes almakta zorlanılıyor

Gezi tarafına gelirsek sabah şehir turuna çıktık. Cumhurbaşkanlığı sarayının meclisin ve ülkenin yönetim merkezinin bulunduğu bölgeye yakın bir yerde otobüsten indik. İlk olarak 1860’lar da yapılmış bir kiliseyi gezdik. Çıktığımızda tesadüfen cumhurbaşkanı geliyormuş. Bir anda polisler çoğaldı ve birbirinin aynı yaklaşık 10 yüksek araba, hangisinin içinde olduğu belli değil... Muhtemelen içlerinde cumhurbaşkanına benzeyen o kadar kişi vardı. Sarayın yanından en ünlü meydanına yürüdük. Zaten hemen arkası... birkaç foto vs derken yanındaki okulda şenlikler vardı. O okul bugüne kadar 35 tane cumhurbaşkanı yetiştirmiş. Sokaklar çok güzel ip gibi... baktığınızda en ucuna kadar görebiliyorsunuz. Yürüyerek turumuz devam etti ve hediyelik mağazasında tuvalet ve alışveriş molası verildi. Biraz ileride de Botero isimli ünlü bir ressamın Botero müzesini gezdik. Her şeyi şişman çizen bu ressamın eserleri de çok bilinirmiş.

Oradan Museo del Oro adlı altın müzesine gittik. Tarihi eser niteliğinde çok eski yıllarda altından üretilmiş eserlerin bulunduğu bir müze. Enteresan ürünler var tabii. Kolombiya dünyada en çok altın çıkarılan ülkelerden biriymiş. Rehberin söylediği bir sözü unutmayacağım. Altın ve pırlanta madeninin bol olduğu ülkelerde huzur bulmak çok zordur. Tüm dünya oraya üşüşür.

Öğle vakti geldiğinde karnımız acıkmaya başlamıştı. Otobüsümüze bindik ve şehri en yüksek yerinde dağın yamacındaki restoranta fanikülerle çıktık. Şahane bir şehir manzarası bulunan yerde somon balığı ve beyaz şarap (yemeyenlere tavuk) ile  karnımızı doyurduk. Öğle yemeğinde 2 gitar çalan adam Kolombiya müzikleri ile bize eşlik etti.

Bogota da 1 güne çok şey sığdırdık. Günün son durağı tuz çıkarılan maden ocağı gezimizdi. 200 yıl önce keşfedilen madende günde 40 tondan fazla tuz üretiliyormuş. Aslında daha ilginç olanı bu madene girdiğinizde  sanki kiliseler ve ibadethaneler mahallesine girmiş gibi oluyorsunuz. Her tuz çıkarılan odalarda işleri bittiğinde, oraya çok büyük bir haç yapıp, İsa, Meryem veya meleklerin heykelleriyle süsleyip öyle geçmişler diğer bölümlere... hatta madenin bir yerine yaptıkları kilise dünyanın en büyük yeraltı kilisesi ünvanına sahip... Tabii insan düşünmeden edemiyor; Adamlar bir tuz madeni bulmuş, tuz çıkarıyorlar ve tuz ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bir ülke için ne kadar güzel bir kaynak. Ama yetinmemişler, madeni turistlerin gezeceği bir müze haline getirmişler. Çünkü tuzdan sanat eserleri üretmişler. Yetinmemişler, yeraltında gezen turistlere bir şeyler satabilmek için küçük hediyelik eşya satan kulübeler yapmışlar. Suyunun suyunun suyu... Helal olsun. Bizim madenlerde neden böyle şeyler olmaz diye hayıflanıyor insan...

Evet oradaki ilk tam günümüzü anlatıyorum hala. Madenden çıkarken yaklaşık 3 otobüs dolusu rahibe vardı. Onlarda madendeki ibadethaneleri gezmeye gelmişler. Çıktıktan sonra otobüsümüzle 1 saat suren yolculuktan sonra otelimize vardık. Tabii akşam yemeği yine otelimize yürüyüş mesafesindeydi. Sığır etini güzel yapan bir restorantta bulduk kendimizi. Burada Pronto tur hizmetinin önemi takdire şayandı. Çünkü bizleri bekletmemek için rehberimiz Burç bey daha otobüste siparişleri alıyor ve  alırken ne kadar pişmiş olmasını istediğimizi dahi soruyor  Gitmeden sipariş veriliyor. Gittigimizde hazir oluyor. Bekletmeden geliyor. Bu restorantta geçen komik bir sohbeti de aktarmak istiyorum. Yemek servisi yapılırken rehberimiz garsonları yönlendiriyor

- “dana” şu kişiye

- “sığır”şu kişiye

.............

en son bir tane sığır eti kaldı. “Başka sığır var mı?” diye sordu

- biri çıktı oradan “ ben” dedi

bir saniye sonra kendi dahil hep beraber koptuk gülmekten

Kolombiya’da ki 3. günümüzün sabahı Bogota dan, Cartagena’ya gitmek için havaalanına gittik. 1 saat 15 dakikalık uçuştan sonra ulaştık. Uçak indikten sonra yanaştığı yerden inip yürüyerek içeri geçiliyormuş. Bizde indik ve yürüdük. Acayip bir sıcak ve nem ile karşılaştık. Öğle yemeği için gittiğimiz yerdeki balık yine çok lezzetliydi. Önünde küçük bir meydan ve karşısında büyük bir kilise bulunuyordu... meydanda 4-5 tane metal heykel...

Bogota da az siyah vardı. Olsa da Meksika tipi insanlar, yani siyah değil de esmerler... Ama Cartagena’nın çoğunluğu siyah diyebilirim. Yazlık bir yer, eski yerleşim yerleri Küba’yı andırıyor, yeni yerleşim yerlerinde çok katlı gökdelenler.

Yemek sonrası şehir turu niteliğinde otelimize kadar yolumuza yürüyerek devam ettik. Bütün binalar renk renk. Fotoğraf çeke çeke gittik. Ama terlerim gözlerime akıyordu. Otele gitmeden küçük bir alışveriş yerinden birkaç parça hediyelik aldık ve sonra otelimize geçtik.

Otel çok güzel (Sofitel), havuz harika görünüyor. Ama mayo yok. Aceleyle otelin butiğinden çok pahalıya bir mayo aldım. Doğru havuza... Ama serinlemek için girdiğim havuz ateş gibi... Ateşimizi alacağına, bizi ateşledi

Aksam ki restoranda incik kebabına benzer bir et vardı. Yanındaki garnütür ve püre ile gerçekten çok iyi idi. Her yerde şarap içtik. Yemek sonrası dolaşırken hafif yağmur başladı. O ara önümüze denk gelen bir Arjantin bara girdik. Girmemizle yağan yağmur sel gibi akmaya başladı. Neyse birer bira içerken barın duvarlarında neredeyse 1 cm boşluk kalmadan astıkları resim ve duvar süsleri çok ilgimizi çekti.  Yaklaşık yarım saatte hem biralarımız bitti hem de yağmur dindi. Ayni bölgede ilginç barlardan biride KGB idi.

Ertesi gün sabah erken Karayipler tesbih adalarına gideceğimiz için erken kalkacaktık. Gece 01.:00 gibi odamızdaydık.

Bulutlu ve yağmurlu olması bir gün bekleniyordu. Yağmur yağmadı ama gün boyu bulutluydu. Çok da iyi oldu. Gideceğimiz tekneye binmek için küçük bir iskeleye gittik. Tam bizim 24 kişilik grubu alacak büyüklükte bir tekne... Teknemiz karşılıklı 2+2 =4 er kişinin oturabileceği sıralı plastik ve sabit koltuklara yerleştik. Yaklaşık 15 metrelik teknenin arkasında 2 adet 200 hp lik motorlar bulunuyordu. Resmen uçarak gittik. Zaman zaman dalgalara vurduğunda sol kenarda oturanlar banyo oluyordu. Adalara vardığımızda cennet gibi bir görüntü ile karşılaştık. İlk durağımız büyük ve ilginç balıkların bulunduğu deniz hayvanat bahçesinin olduğu ada idi. Büyük kaplumbağalar, karettalar ve gerçekten çok değişik balıklar, büyük köpek balıkları ayrı ayrı havuz gibi çitlerle ayrılmış bölümlerde kümelendirilmiş. Tabii burası ayni zamanda turistik bir alan olduğu için balıkları eğitmişler. Yunus balıklarının şovlarını izledik... acayip akıllı hayvanlar olduklarını bildiğimiz için enteresan geldi ama şaşırmadık. Asıl şaşırtan köpek balıkları oldu. Adam bir güzel sıraya dizdi ve hepsine git dedikçe tek tek gittiler. Tüm balıklar yem atıldıkça daha suya düşmeden havada kapıyorlar.

Sonra teknemize binip gün boyu denize girip yemek yiyeceğimiz adaya geçtik. Ada aynen Acun’un Survivor adaları gibi. Müthiş bir deniz, çok az insan, adanın her yeri dev gibi ağaçlarla dolu. Tabii Bungalov tarzı odaları bulunan otel ve tesislerde var. Çarşaf gibi tabir ettiğimiz deniz biraz fazla sıcaktı. Yani serinlemeye mi giriyorsun ısınmaya mı belli değil. Biraz fazla incik boncuk kolyeler satan satıcılar vardı. Bir çok arkadaşımız inci, mercan, akik  gibi çeşitli renklerde taşlı kolye ve bileklikler aldı. Eğer sizde birgün giderseniz ve almayı düşünürseniz, ne fiyat söylerse söylesin 1/3 ü kadar bir rakam teklif edin. Mutlaka üzerinize kalacaktır. Öğle yemeğinde yediğimiz balıkların bir tanesi 2-3 kişiyi doyuracak ebatlarda idi Bizdeki mercanların 1 kiloluğu gibi bir balık... Relax bir günü yüzerek ve dinlenerek geçirdik. Akşam üstü yine uçan teknemizle Cartegana’ya döndük.     

Son gezi günü gittiğimiz Barankia sönmüş volkan. Dunyanın en küçük volkanıymış... yıllardır bu volkanın püskürdüğü alandaki çamurda insanlar önce çamur banyosu yapıyorlar, sonrada yanındaki göle girerek temizleniyorlar. Hem çamur banyosunda hem de gölde yardımcı olan yaşlıca diyebileceğimiz bayanlar yardımcı oluyor, yıkıyorlar. Çamurdan çıkan herkes kapkara komik bir görüntüye sahip oluyorlar. Yaklaşık 3 saat burada kaldıktan sonra öğle yemeği için dönüş yoluna çıktık. Papağanlı bir restorantda yemeğimizi yedikten sonra otelimize döndük. Bazı arkadaşlar alışveriş yerlerine gitti. Ben ise bir fayton kiralayıp bütün şehri fayton ile gezdim fotoğraflar çektim.

Beşinci gün geldiğimiz yolu aynı şekilde dönmek için hazırdık. Uçakla Cartegana’dan Bogota’ya, oradan Paris’e... Paris’den İstanbul’a ve İstanbul’dan İzmir’e... tam 27 saat süren yolculuktan sonra evimizde olduk.

Kolombiya’ya gideceğimizi söylediğimiz arkadaşlar, “delimisiniz, tehlikeli yerler orası” gibi bir çok uyarılarda bulundu. Tabii ki dikkat ettik ama dönüşte şunu gördük. Türkiye ne kadar tehlikeliyse orası da o kadar tehlikeliydi. Kimse herhangi bir olay yaşamadı. Gezilmesi gereken çok değişik bir ülke. Tavsiye ederiz.


 Cartegana - Kolombiya Cengiz Ülkü

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

 Kolombiya

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2226 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
İLGİNÇ YAZILAR
Üyelik Girişi
Saat Kulesi
Site Arama